Şu anda yazmaya başladığım bu yazının henüz bir başlığı yok, hatta tam olarak ne yazacağımı pek de bilmeyerek başladım yazmaya.. İçim ‘yaz!’ diyor, dışım ‘ne yazacaksın, nasıl toparlayacaksın ki bu kadar çok yaşanmışlığı?’ diyor.
İçime de dışıma ‘Bir dakika durun!’ diyorum. Ben bu yazıya başka türlü başlayacağım.
*
09 Nisan 2012: Bugün artık bir test almalıyım diyorum kendime ve hiç tanımadığım bir eczaneden utanarak istiyorum....
Eve geldiğimde ilk işim testi yapmak ve içimi rahatlatmak oluyor ama aslında olmuyor...Rahatlamıyorum çünkü sonuç beklediğim gibi değil beklemiyorum çünkü....
*
Bir çift çizgimiz oldu..Bu testi Melinay'da görememiştim çünkü onu Beta-HCG ile öğrenmiştim.

Fakat yaşananlardan öğrenilenlerden çıkarılan derslere göre, iki tane yan yana pembe çizgi görmek, hayatın risk dolu sürprizlerinin önünü kesmiyor ki.
Zaten öyle kolay kolay ayakları yerden kesilmeyen benim, bu sefer topuklarım dahi yerden kesilmiyor, ayaklarımın ucunda dahi yükselemiyorum. Hayat az önce hiçbir şey olmamış gibi olduğu gibi devam ediyor sanki..Donup kalıyorum bir süre... Aslında Melinay'a kardeş fikri yok değildi ama ne bileyim biraz zamansız mı olmuştu bu süpriz?
O akşam kimseye bişey söyleyemedim ilk eşim öğrenmeliydi ve onun düşüncelerini de bilmem gerekiyodu...Ama bunu kuonuşmak için önce benim kendime gelmem ve bunu ona söylemek için sakin bir ortam seçmem gerekiyodu...
Akşam yemeğinden sonra ben bilgisayardaki işlerimle ilgilenirken masada minik bebeğim yanıma oturdu boya kalemleri ve resim kağıdıyla;
-Anne bende senin yanında resim yapabilir miyim?
-Gel yap kızım...
-Ben kendi resmimi çizmek istiyorum.
-Çiz bebeğim.
-Yanına bi de arkadaşım Ilgın'ı çizeyim mi?
-Çiz kızım..
-Yok vazgeçtim ben yanıma kardeşimi çizmek istiyorum!
-????...
Donup kalıyorum... Melinay ve içgüdüsel olarak kardeşinin olacağını hissetmesi...Sanki testi gördü diycem ama görse bile ne anlar ki?
*
10 Nisan 2012: Öğlen saatlerinde eşimi arayıp okula yanıma gelmesini istiyorum iş çıkışı. Akşam saat 5'te geliyor ve biz odama geçiyoruz önde o arkada ben sandalyeye oturur oturmaz ;
-Ne o ikincimiz mi geliyor?
-????...
Nasıl ya herkes bi şekilde hazırmış bu duyguya sanki ben hariç...Onlar planlamışlar ve o bebeği oraya koymuşlar ve olup biten herşeyden haberleri varmış gibiler...Neler oluyor diyorum kendi kendime şaşkınım olanlar karşısında....
-Zaten ikinci bebeği düşünmüyormuyduk hayatım? diye soruyor eşim
- Eee Evet ama biraz daha sonra ...
-Ne kadar sonra yaşımız geçmiyor mu?
-Evet sende haklısın diyebiliyorum sadece...
Ve sonrası malum....
“Sıradaki??? ” şeklinde başlıyorum rutinime. Bundan sonraki adım neydi?
Doktor aranır, randevu alınır,muayeneye gidilir , “hayırlı olsun, gebesin” 1 hafta sonra tekrar gel bi kez daha bakalım emin olalım cümlesiyle o geçmek bilmeyen bir haftalık süreç başlar ve biter yanıt kesindir ve artık ailenin diğer bireylerinede haber verme vakti gelmiştir.
Babanneye babamız;
-Hayırlı olsun anne ikinci torunun geliyor dediğinde
-Geç bile kalmıştınız çok sevindim der..yani o bile daha öncesinden hazırlıklıdır ve istemektedir...
17 Nisan 2012:
O minik kalp sanki geçen haftaki cılız atan kendisi değilmiş gibi, bangır bangır inletir küçük karanlık odayı, ultrason görüntüsüne bakan gözler bu sefer mutlulukla karışık şaşkın şaşkın bakar, derin çekilen iç nefeslerin sesleri duyulur güp güp atan kalp atışıyla birlikte. Cesur küçüğün 1 haftada anlamlı bir aşama kaydettiği söylenir. Ama yine de 12 hafta dolmadan, asıl hayat nelere gebedir bilinmediğinden, beklenmeye devam edilir daha büyük bir umuda sarılarak bu sefer..
Cesur küçüğüm çok şükür, yoluna devam etmektedir.
Yaradan izin verirse hayat, bana bir kez daha bir mucizeye daha tanıklık etme fırsatı verecektir.