Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Lilypie Fourth Birthday tickers

Lilypie - Personal pictureLilypie Fifth Birthday tickers

21 Şubat 2009 Cumartesi

ÇOK İYİ ARKADAŞ OLACAĞIZ SÖZ!..

ESRA TEYZE VE TATLI KIZI ÖZDE

O gün günlerden cuma aylardan şubat, soğuk bir gündü.Esra Teyzeye gezmeye gidecektik.Sabahtan ben alışveriş çarşıya inmiş gezerkende fıstığıma çok güzel bir mont bulmuştum kaçırırmıyım hemen aldım birde altına küçük kırmızı kadife pabuçlar. Bunlar senin ilk pabuçların kızım ileride okuduğunda bil diye yazıyorum. Aman allahım artık kızıma kıyafet alıyordum kendime değil!

Uzun zamandır görüşmemiştik. Tatlı kızı Özde de büyümüştür muhtemelen.Esra benim için arkadaştan öte kardeş gibi olmuştur hep, ne zaman canım sıkılsa onun ne zaman anlatacak bişeyleri olsa görüşemedik uzun zamandır deyip biraraya gelme yollarını ararız.Üniversiteden beri birlikte çok güzel zamanlar geçirdik. Ama çoğu şeyleri ikimizde erken yaptık neyse şimdi bunlar derin mevzular... :))

O gün ilk kez Melinayla birlikte yanlız dışarı çıkıyorduk. Kızımı arkada koltuğuna güzelce yerleştirdim. Okuldan yeni çıkan Esra teyzeyi almaya yetişemediğimizden çarşıda buluştuk. Eve gittiğimizde Özde uyuyordu. Ve bizim kalkmamıza yakın uyandı küçük melek. O kadar tatlı bir o kadar da büyümüştüki görünce inanamadım. Benim meleğim de bu kadar çabuk mu büyüyecek böyle dedim Esra'ya, zaman çok çabuk geçiyor yetişemiyosun dedi. Akşama kadar sohbet ettik Esra ile ogün baya özlemişiz birbirimizi. O da Melinay'ı çok sevdi. Tabi bizim Bam Bam o gün yabancı ev olduğunu anladı herhalde çok fazla uyumadı orada. Ama aşağıdan güzel bir çıkarma yaptı akşam üzeri öyleki taaa çorabımıza kadar çıktı, Özde yetişti imdadımıza sağolsun onun küçük gelen çoraplarından verdi Esra teyzemiz. Biraz büyük olsalardı eminim kıyamet kopardı O benim vermeeeeeeeeeee diye. Ama biz o gün orada kızlarımıza tenbih ettik ileride sizde bizim gibi "ÇOK İYİ ARKADAŞ OLUN" diye. Umarım öyle de olur...Herşey için teşekkürler Esra teyze ve melek Özde......

KIZ MI, ERKEK Mİ?

Hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren soruyorum kendime. Kız mı acaba, yoksa erkek mi? Sonrasında zaten herkes soruyor, “Ne istiyorsun?” diye. Ya da yüzüme, karnıma, hatta kalçalarıma bakarak tahminler yürütüyor insanlar. Örnekler veriliyor: “Falancanın karnı şöyleydi de, kızı oldu.” Tabii yiyip içtiklerin de, ya da canının istediği şeyler de (benim canım pek de birşey istemiyor ama) konuyla ilgili daha fazla tahmn yürütmek konusunda destek bulmalarına yardımcı oluyor herkesin. Acaba gerçekçi bir tarafı var mı diye düşünmeden edemiyorum. Aklımda tutmaya çalışıyorum, 16. haftada doktor cinsiyetini söylediği zaman bakalım kimlerin tahmini tutacak diye.

Benimse bebeğin sağlıklı olmasından başka bir dilek geçmiyor içimden. Bazen bebek mağazalarında gezerken kız ve erkek çocuk kıyafetlerinin olduğu raflara bakıyorum hangisine kendimi daha yakın ya da daha hevesli görüyorum diye tartmaya çalışıyorum. Rüyamda bir iki sefer bebeği görüyorum. Ama cinsiyeti rüyalarımda da duyurulmuyor bana.


16. hafta bu bahsettiğim konu sebebiyle ayrı bir önem arzediyor. Ekrana kilitlenen ben ve Efe o küçük, karanlık odada biraz sonra cevabını alacağımız o soruyu dillendirmiyor. Veee, işte bebiş karşımızda.. Yasin Bey, bir yandan ölçümlerini yapıyor, diğer yandan ekranda bizlere anlamsız gelen görüntüleri açıklamaya çalışıyor.

Ben meraklı gözlerle soruyorum cinsiyeti ne? diye Yasin Bey, dönüyor ve Kız diyor. Biraz sessizlik oluyor ne yalan söliyim içime erkek doğmuştu açıkça dile getirmesede aslında babamızda erkek istiyodu ama olsun dedim içimden ilksin sen meleğim sağlıklı güzel bir bebek olda ne olursan ol. Hiç bi önemi yok. Meğer benim gibi kimsenin o kadar da umurunda değilmiş. Ha kız ha erkek! O kadar tatlı ki benim kızım..
Yaşadıkça öğreniliyor bazı şeyler, yaşamayınca önyargı sadece kalanı...

16 Şubat 2009 Pazartesi


AYAKLARI ÜSTÜNDE DURABİLMEK


Ben ihtilal zamanı doğan bir çocuğum. Hayır, o dönemi yaşamadım ama o dönemde doğdum. Etkilerinin dalga dalga yayıldığı bir neslin üyesiyim. 12 Eylül ihtilali henüz olmadan, bir Mayıs akşamı, tam bir iç savaş halinde olan bir ülkede açmışım gözlerimi. Kendimi bilmediğim dönemlerde zavallı canım ülkemde 600.000 kişi gözaltına alınmış, 14.000 kişi vatandaşlıktan atılmış, 50 kişi idam edilmiş. Bu darbe gerçekten de özgürlüklere vurulmuş ciddi bir darbe ilk değilmiş aslında yaşayanlar için. Annem, babam ve onların büyükleri bundan önce iki tane daha yaşamış bu ihtilallerden. Ama yakından ama uzaktan. Onların hayatına, kanına, canına işlemiş bu darbeler. Bu badirelerle büyümüş olan o nesil, mücadelelerini de aşklarını da sancılı ve tam olarak doyamadan yaşamış. Kimbilir ne imkanlar kaçırmış, hayatlarında var olan nelerden feraget etmişler. O yüzden ne sözler vermişler kimbilir kendilerine. Düşünce farklılıkları yüzünden, sokaklarda öldürülen gencecik canları gördükçe kimi kendi istememiş okumak, kiminin de anne babası müsaade etmemiş. Hiç başlamadıkları ya da yarıda bıraktıkları okullara özlem duymuşlar yıllar boyu. O yüzden sözler vermişler kendilerine. Sancılı dönem geçerse eğer, aydınlık bir ülkede evlatlarımız okusun, adam olsun diye.Canım babam da onlardan biri. Fakültede okurken olan darbe ve olaylar sonrasında dedem müsade etmemiş okumasına tek erkek evlat diye. Kendi ayaklarının üzerine basabilen, eli ekmek tutan, istemezse 18 inde evlenmek zorunda kalmayan, isterse aşkı da tanımasına izin verilen bir nesil yetişmiş 80 sonrası. İnsan geçmişini anladıkça kendini daha iyi anlar ve tanırmış. Bu sıralar öğrenmeye ve anlamaya çalışıyorum geçmişimi. Kişiliğim üstündeki etkilerini hissetmeye çalışıyorum bu yaşanmışlıkların. Doğduğum tarihin ve coğrafyanın bir sebebi olduğuna inananlardanım. Bir kız çocuğu olarak, herşeyden fedakarlık edilerek ailesi tarafından okuyabildiğim kadar eğitimime devam etmeme izin verilmiş şanslı biri olarak görüyorum kendimi. Takdirle teşekkürle geçilen sınıflar, bitirilen okullar..Edinilen bir meslek, yere basan ayaklar, dik tutulan bir baş, gözleri yere değil, ileriye bakan bir genç kız...Peki ya sonra? Sonra seçim sırası gelir. Seçmek gerekir 'okumuş' bir kadın için. Kariyer mi, evlilik mi? Yoksa her ikisi mi? İkisi birlikte olur mu? Pekala olur, önceki neslin yapmak isteyip de yapamadığını bu neslin kadınları pekala becerir. Sofrada başlangıç, ara sıcak, zeytinyağlı, ana yemek menüsü tam olmasa da olur. Yeni slogan 'Hayat müşterektir.' dir. Eşin de desteğiyle "sen yaparsın hayatım" cümlesiyle gelmek istediğin noktaya ulaşırsın. Gelir de, gider de paylaşılır. Paylaşıldıkça, keyif alınır sorumluluklardan. Sonra yeni sorumluluklar almak ister insan. Yeni bir nesile yeni bir birey eklemek ister iki kişi. Yine seçim sırası gelmiştir. Seçmek gerekir yine 'okumuş' bir kadın için. Çocuk mu kariyer mi? Bu seferki sorunun cevabı biraz daha zordur. Sofra tam olmasa da olur ama bir çocuğun herşeyiyle tastamam olması gerekir. Yeni slogan 'Çocuk da yaparım, kariyer de' dir. Ama nasıl ve ne zaman? dır ardından gelen soru. Belki başlarda olmaz, ama bunca başarıyı, bunca verilen emeği bir anda çöpe atmak da olmaz. Zamanla edinilmiş, kazanılmış kimlikler bir anda savurulmaz havaya. Mutlu olamaz o zaman kadın. Mutsuz bir kadın, mutlu bir anne de olamaz. Prof. Dr. Haluk Yavuzer'in şu sözlerini hatırlıyorum. "Bütün gün evde olan, evin bütün işlerini yapan, ama çocuğuyla gelişimine yönelik hiç vakit geçirmeyen bir annedense, çalıştığı için mutlu olan ve eve geldiğinde çocuğuyla nitelikli vakit geçiren bir anneyi yeğlerim. Ama beni ben yapan bir parçam olan mesleğimi ve bana kazandırdığı kimliğimi de seviyorum. Yeni bireylere bişeyler kazandırmayı önlerinde güzel bir örnek olabilmeyi seviyorum. Mesleğimde ilerleyip kendime daha çok şeyler katmayı da...Umarım bir gün kendi kızım da benim öğrencim olur.Ona matematiği ben öğretirim. Okulumu ve öğrencilerimi şimdiden özledim...Ben okula başlayınca babaannesi ile kalacak Melinay. Bu yüzden gözüm arkada değil. Rutinimiz de oturmuş durumda emzirmem gereken saatlerde gelip kızımın yanında olacağım...Umarım herşey çok güzel olur........
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...