Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
3 Aralık 2009 Perşembe
OKULUN TOZUNU YUTTUK
O gün aşımızı olduktan sonra ateşlenir endişesi ile eve bırakamadım Melinay'ı aldım ana sınıfımıza götürdüm bayıldı tabi bizim cimcime çocuklara, oyuncaklara e bide kaydırağa tabi.... Sonrasında da o koşuşturmacanın ardından yer minderlerinde uyudu tabi çıkışta annesi ile beraber eve dönünceye kadar.......:))))
25 Kasım 2009 Çarşamba
TEYZEMİ ZİYARET ETTİM
O gün hava günlük güneşlikti, çıkalım biraz da hava alsın kızım istedim dershanede biyoloji öğretmeni olan teyzesini ziyaret ettik, Melinay elden ele gezmekten yoruldu en son teyzesinin kucağında kalemlerde buldu mutluluğu.....
24 KASIM
Melinay'ın 1.yaş gününün özel ve bir o kadar güzel geçmesini sağlamak için elimden geleni yaptım diyebilirim. Doğum günü partilerinin ilkini sevgili teyzemiz organize ettiğinden biz sadece davetli konumundaydık. O herşeyi, hediyelerimizi, pastamızı ve akşam yemeğimizi ayarlamış bize 21 Kasım akşamı dedemiz, ananemiz, dayımız ve kuzenlerimizle güzel bir Melinay 1 doğum günü yaşattı. Çok teşekkürler herşey için canım ablacım iyiki varsın.
ikinci doğum günü partimizi evde aile arasında ve yakın arkadaşlarımızla kutlayalım dedik. Sevgili babamız o gün Ereğli sınırlarındaydı ve herşeyin koordinasyonunda o vardı. İçinden çıkamadığı anlarda telefondan bana ulaştı.
Canım benim hayatımın en anlamlı yanı, sen bir tanesin...
Canım benim hayatımın en anlamlı yanı, sen bir tanesin...
Sevgili Sesa halamızın yardımıyla o akşam eve geldikten sonra önce Melinay'ı giyindirip hazırladım, sonrada meleğimin doğum günü sofrasını...Daha sonra acıkan prensesle tekrar ilgilenerek ona yemeğini yedirdim üzerine kirletmemeye çalışarak. İlk gelenler Cem amca, Ceren teyze ve Suna yenge oldular. Sonra Leyla halamız ve amcamızla (tek geçerim) kuzen Canberk ve Berkay, ve sonra da Ilgın kardeş ile Fatma teyze ve Özgür amca, gecenin assolisti Duru arkadaştı. Aslıhan teyze ve Murat amca ile onlar en son geldiler. Pastamızı hemen keselim diye hazırlamaya koyulduk ama nedense küçük cadının o akşam neşesi bol olmasına rağmen bir türlü adam gibi poz vermedi objektiflere... Sonrasında Duru ile oyun oynarken Duru'nun her aldığını elinden aldı. Yani o akşam bir acaipti benim kızım anladı galiba 1 oldum diye de artistlik yaptı ama sen bir büyü hele ben o zaman sorarım sana küçük CADIM...
Melinayım, kanatlı bahar çiçeğim, arkadaşlarıyla ve ailesiyle neyin kutlandığından habersiz, oynadı, gülücükler saçtı, sonra uykusu geldi, neden uyutulamadığını anlayamadı....
24 Kasım 2009 Salı
BAHAR TOMURCUĞUM
Sanki çoook uzun zaman önceydi, sanki ben çoook uzun bir zamandır anneyim. Sadece 1 sene aslında. Biliyorum, daha uzun zamandır anne olanlar bana 'daha dur, çok işin var, asıl bunda sonra başlıyor her şey' diyecekler. Yarınımı bilmiyorum, ben her günün kıymetini bilmeye, her anın tadını almaya çalışıyorum sadece. Her gün MELİNAY ilk doğduğu günkü gibi olmaya çalışıyorum, öyle olmak istiyorum. İlk günkü kadar, şefkatli, sevgi dolu ve sabırlı..Anneliğimin ilk 1 senesinin her günü bir diğeriyle kıyaslanamayacak kadar güzeldi. Her ne kadar ilk günler postnatal durumun verdiği etkiyle biraz salya sümük bir anne olsam da çabuk adapte oldum anneliğe. Günde 8' er defa emzirme, alt değiştirme, gaz çıkarma rutinini sürdürünce 2 ay sonra bir bakmıştım ki, ilk günler elime bile yakışmayan işler konusunda profesyonel olmuştum bile. Zaten ondan sonrası keyifli bir sarhoşluk şeklinde geçmeye başladı. Kızım bize, bana ve babasına, hayatın bütün mucizelerini birer birer göstermeye başladı. İzlemek hiç bir zaman bu kadar keyifli olmamıştı benim için. Şükürler olsun..Çok zamanlar hatırlıyorum, gecenin bir saatinde aniden uyanıp nefesini dinlediğimi, yalnızca emin olabilmek için yaşadığına...
Büyüyordu. Kendine hakim olmaya çalışıyordu. Önce başına, sonra omurgasına. Özgürlük, dengededeydi, dengede durmaktaydı. Önce başını tuttu, sonra sırtını. Önce bir yuvarlandı, sonra iki defa üstüste. Sonra bir ileri, bir geri.. Sonra süründü, sonra emekledi..Sırtına hakim oldukça oturmayı öğrendi. Önce destekli, sonra desteksiz. Bensiz, kendi başına.. Sıra popoya gelmişti. Popo havaya kalkarsa kalkmak kolay olacaktı. Ayağa kalktı, önce tutunarak, sonra ellerini bırakarak.. Önce birkaç saniye, sonra çokça saniyeler durdu ayakta. Sıra adımlardaydı, adım atarsa özgürlük bir adım daha ona yaklaşacaktı. Özgürlük, bir adım ötedeydi. Adım attı. Önce bir adım, sonra çok adım. Attıkça çoğaldı adımlar. Adım attıkça kısaldı Melinay'a uzak gibi gelen mesafeler.. Şükürler olsun..Melinayım, insan hayatının en büyük sıçrama yaptığı gelişim zamanını tamamladı. Minik bir bebekti, şimdi minik bir çocuk oldu. Minik bir insan olma yolunda hızla ilerliyor.Şükürler olsun..Bahar çiçeklerinin açışını seni emzirirken izlemiştim geçen sene.....
Evimizin önündeki erik ağacı gün be gün çiçek açtıkça, benim yeni baharım, kızım da gün be gün büyümüştü..İyi ki varsın, iyi ki doğdun bebeğim..İyi ki geldin, iyi ki açtın gözlerini yuvamızda güzel sonbahar çiçeğim....Öğretmenler günümün en anlamlı hediyesi, Cennetimize düşen ilk yağmur damlam...Daha çok yazarım ben bunlardan kızım çünkü sen benim herşeyimsin var mı ötesi?
Büyüyordu. Kendine hakim olmaya çalışıyordu. Önce başına, sonra omurgasına. Özgürlük, dengededeydi, dengede durmaktaydı. Önce başını tuttu, sonra sırtını. Önce bir yuvarlandı, sonra iki defa üstüste. Sonra bir ileri, bir geri.. Sonra süründü, sonra emekledi..Sırtına hakim oldukça oturmayı öğrendi. Önce destekli, sonra desteksiz. Bensiz, kendi başına.. Sıra popoya gelmişti. Popo havaya kalkarsa kalkmak kolay olacaktı. Ayağa kalktı, önce tutunarak, sonra ellerini bırakarak.. Önce birkaç saniye, sonra çokça saniyeler durdu ayakta. Sıra adımlardaydı, adım atarsa özgürlük bir adım daha ona yaklaşacaktı. Özgürlük, bir adım ötedeydi. Adım attı. Önce bir adım, sonra çok adım. Attıkça çoğaldı adımlar. Adım attıkça kısaldı Melinay'a uzak gibi gelen mesafeler.. Şükürler olsun..Melinayım, insan hayatının en büyük sıçrama yaptığı gelişim zamanını tamamladı. Minik bir bebekti, şimdi minik bir çocuk oldu. Minik bir insan olma yolunda hızla ilerliyor.Şükürler olsun..Bahar çiçeklerinin açışını seni emzirirken izlemiştim geçen sene.....
Evimizin önündeki erik ağacı gün be gün çiçek açtıkça, benim yeni baharım, kızım da gün be gün büyümüştü..İyi ki varsın, iyi ki doğdun bebeğim..İyi ki geldin, iyi ki açtın gözlerini yuvamızda güzel sonbahar çiçeğim....Öğretmenler günümün en anlamlı hediyesi, Cennetimize düşen ilk yağmur damlam...Daha çok yazarım ben bunlardan kızım çünkü sen benim herşeyimsin var mı ötesi?
21 Kasım 2009 Cumartesi
31 Temmuz 2009 Cuma
UÇUYORUMMMMM......
Aman allahım ben bir melek gibi havada uçuyorum...
Ahh o da ne amannnn be annemin elleri üzerindeymişim yaaa tühhh!.....
Melek yavrum ne çok yakıştı sana o beyaz elbise Melike ablandan hatıra bize. Onun ilk elbisesini giymek sana da nasip oldu. Canlarım benim...
Ahh o da ne amannnn be annemin elleri üzerindeymişim yaaa tühhh!.....
Melek yavrum ne çok yakıştı sana o beyaz elbise Melike ablandan hatıra bize. Onun ilk elbisesini giymek sana da nasip oldu. Canlarım benim...
10 Temmuz 2009 Cuma
TATİL İHTİYAÇLARI
1. Kıyafet: Elbise, kolsuz body/tulum, tsirt, şort vs.
2. Siperlikli şapka, çorap
3. Önlük, kullan-at önlük
4. Mama kapları ve kaşıkları
5. Kavanoz mama, meyve karışımı vs. (Bakalım yiyecek mi?)
6. Gölgelikli demiz simidi
7. Kumsal sandaleti
8. Kova, kürek, tırmık seti (Bizim zamanımıza göre epey gelişmiş durumda bu setler)
9. Ayakkabılar
10. Bez, poposil, pişik kremi
11. Yarabantı, derece, fitil,ağrı kesici ateş düşürücü şurup (Ne olur ne olmaz)
12. Günlük vitaminleri
13. Deniz havlusu, banyo bornozu, havlu
14. Güneş kremi (50+)
15. Yatak çarşafı
16. Şampuan, sabun, sünger
17. Şezlonga sermek için örtü, peştemal
18. Huggies swimmers kullan-at mayo
19. Can Bebe alt değiştirme pedi
20. ve tabii ki bir sürü oyuncak...
2. Siperlikli şapka, çorap
3. Önlük, kullan-at önlük
4. Mama kapları ve kaşıkları
5. Kavanoz mama, meyve karışımı vs. (Bakalım yiyecek mi?)
6. Gölgelikli demiz simidi
7. Kumsal sandaleti
8. Kova, kürek, tırmık seti (Bizim zamanımıza göre epey gelişmiş durumda bu setler)
9. Ayakkabılar
10. Bez, poposil, pişik kremi
11. Yarabantı, derece, fitil,ağrı kesici ateş düşürücü şurup (Ne olur ne olmaz)
12. Günlük vitaminleri
13. Deniz havlusu, banyo bornozu, havlu
14. Güneş kremi (50+)
15. Yatak çarşafı
16. Şampuan, sabun, sünger
17. Şezlonga sermek için örtü, peştemal
18. Huggies swimmers kullan-at mayo
19. Can Bebe alt değiştirme pedi
20. ve tabii ki bir sürü oyuncak...
9 Temmuz 2009 Perşembe
İLK ANNELER GÜNÜM...

Herşey öyle çabuk geçti öyle hızla gelişti ki hiçbirşey anlayamadım. Daha ben dünkü çocuktum..
Evimin bahçesinde saklambaç oynar acıkıncada evden ekmek arası araklardım. Ama şimdi kucağımda hayatın bana gösterdiği rabbimin bana bahşettiği minik yavrum var.
Hayat sen ne acımasızsın...dünkü biz çocuklar anne baba mı olduk şimdi? Öyle zaman oluyor ki ben daha küçük bir çocukmuşum gibi kıpır kıpır olur içim ama artık ANNEYİM...
Meleğimin annesi bitanemin eşi...İlk anneler günümü böyle duygularla güzel bir pazar sabahı kahvaltısıyla yaşadım.Sonrasında güzel ve güneşli bir havada ailece sahilde dolaşmaya çıktık...Tabi fıstık temiz hava bulunca hemen uykuya daldı. Biz de onu izleyerek çok hoş bir günü geride bıraktık. Canım eşim ve melek kızım iyiki benimsiniz...
Evimin bahçesinde saklambaç oynar acıkıncada evden ekmek arası araklardım. Ama şimdi kucağımda hayatın bana gösterdiği rabbimin bana bahşettiği minik yavrum var.
Hayat sen ne acımasızsın...dünkü biz çocuklar anne baba mı olduk şimdi? Öyle zaman oluyor ki ben daha küçük bir çocukmuşum gibi kıpır kıpır olur içim ama artık ANNEYİM...
Meleğimin annesi bitanemin eşi...İlk anneler günümü böyle duygularla güzel bir pazar sabahı kahvaltısıyla yaşadım.Sonrasında güzel ve güneşli bir havada ailece sahilde dolaşmaya çıktık...Tabi fıstık temiz hava bulunca hemen uykuya daldı. Biz de onu izleyerek çok hoş bir günü geride bıraktık. Canım eşim ve melek kızım iyiki benimsiniz...
4 Temmuz 2009 Cumartesi
MELİNAY VE DURU
Bir haftasonu kaçamağı yapıp Duru'nun dedesinin Bartın İnkumundaki yazlığına kaçmıştık bizim kuzuların yaramaz halleri...
26 Haziran 2009 Cuma
25 Haziran 2009 Perşembe
YENİ BANYO OTURAĞIMIZ
İnternette görüpte Melinay'ı yıkamanın bu denli keyifli hale geleceğini düşündüğümden bu oturağı almadan edemedik İstanbul'da Joker mağazalarına uğradığımızda...Harika bişey 6. aydan sonra istediğimiz gibi keyifle banyo yapmaya başladık...
9 Haziran 2009 Salı
İYİ Kİ!
İnsan, doğduğu ve yaratıldığı insan olarak mı ölür? Doğuştan gelen özelliklerin üzerine yeni şeyler eklenir mi yaşadıkça? Eklemezse ya da eklemiyorsa neden yaşar ki insanoğlu? Yaşamının gayesi nedir ki o halde? Doğduğu zamanı '0' sayarsak yaşadıkça eksilmez mi ya da arttırmaz mı kendini? 'İyi ki' ile başlayan cümleleri severim, 'keşke' ile başlayanlardan iyidir. 'İyi ki' ler yaşanmışlığı ,zamanın boşa gitmediğini ifade eder. 'Keşke' lerse boşa gideni anlatır.Acaba? Galiba öyle değil..Ne amaçla dünyaya geldiğimizi bilmiyoruz hiçbirimiz, hatırlamıyoruz ya da. Bilinçli bir güç tarafından istenmiyor hatırlamamız. Hepimiz ayrı bir zaman sürecinde ve ayrı bir coğrafyada doğuyoruz, büyüyoruz, yaşıyoruz ve ölüyoruz. Ama hepimiz yeni şeyler öğreniyoruz. Çocukluğumuzdan itibaren, aynı bir yaşını yeni doldurmak üzere olan kızım gibi, deniyor, düşünüyor, yanılıyor ve tekrar deneyerek öğreniyoruz hayatı ve hayata tutunmayı. İçgüdülerimiz yardımcı oluyor başarmamıza. 'Ben' olduğumuzun farkına, hayatımızın hiç de farkında olmadığımız bir zamanında varıyoruz. Farkına vardıkça 'ben'imizin, bilinçli olarak istiyoruz yaşamımıza katmak istediğimiz yeni değerleri. Hırslarımız, duygularımız, sezgilerimizle yaşıyoruz. Yani [deneyim]liyoruz hayatı. İlk çocukluktakinin aksine biliyoruz artık ne istediğimizi ve bu yüzden tercih ediyoruz, seçiyoruz. Seçimlerimiz yeni deneyimlere ulaştırıyor bizi. Seçmediğimizi sansak da bazı zaman, seçmediğimiz de yeni seçimimiz ve deneyimimiz oluyor. Seçtiğimizi yaşıyor, milyonlarca ihtimal içinden kendi ihtimalimizi seçiyoruz ve böylece değişiyoruz. Genetik olarak değil belki bu değişim ama bir nevi başkalaşıyoruz. Bu başkalaşma uzun bir zaman da alabiliyor, bazen de farkedemediğimiz bir [an] içinde. Bir film, bir yazı, bir melodi, özlediğimiz bir koku, bir insan değiştirebiliyor ve sürükleyebiliyor bizi yeni deneyimlere. Yeni bir zaman diliminde ancak anlayabiliyoruz yeni bir noktaya ulaştığımızı. Yeni bir insan -kızım- ulaştırdı beni de yepyeni bir noktaya geçtiğimiz bir yıl. Yeni bir insan yepyeni yerlere, yepyeni duygulara bugüne kadar hiç hissetmediğim hislere ulaştırdı beni aramıza katıldığı o [an]dan beri. Dünyaya geldi, büyüdü, büyüyor. Anlıyor, anlatıyor, öğreniyor, deniyor, deneyimliyor, değişiyor. O yüzden ne o, aynı o, ne de ben, aynı ben. Daha yeniyim, daha da yeni olacağım bir dahaki seneye..
İyi ki doğdun..
Bugün 28 Mayıs, iyi ki doğdum, doğum günüm kutlu olsun..
İyi ki doğdun..
Bugün 28 Mayıs, iyi ki doğdum, doğum günüm kutlu olsun..
8 Haziran 2009 Pazartesi
HACI DEDEMİ ZİYARET ETTİK
Görsün alışsın istedim, bizde bu dünyadan göçüp gittiğimizde vakti gelince, bir gün ziyarete gelir inşallah dedim...
21 Mayıs 2009 Perşembe
"Anne ya da Değil? Annelik Etme Meselesi Üzerine" (Evren B. Paker tarafından)
Sevdiğim bir arkadaşımın geçtiğimiz günlerde e-mail olarak gönderdiği, Evren B.Paker tarafından kaleme alınmış bir makaleyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Linkin adresini özellikle copy/paste yapmıyorum. (En altta kaynak olarak sundum.) Çünkü hepsini okuyacak vaktiniz olmasa dahi, eminim ki satırlar boyunca aşağı doğru ilerlerken makalenin bir yerinde sizinle ya da 'anneliğiniz' ile ilgili birkaç satır bulacağınızı biliyorum. Çünkü ben, tipik bir 21.yy jenerasyonu annesi olarak ve 'Yeni Annecilik' denen bu akım, trend, sürüklenme, gidişat ya da bu durum her nasıl adlandırılıyorsa, onun tam orta yerinde buldum kendimi okurken.. Blogumda özellikle yer almasını istememin diğer bir sebebi de şahsım adına bir nevi arşivleme isteği ve 'kulağıma küpe olma' durumu.. Çünkü; yine bir alıntıyla özetleyeyim..."Direniş bireysel düzeyde annenin nasıl annelik yapacağına dair farklı kararlar alabilmesiyle ve var olan standartlara direnebilmesiyle olur. Bu ise ancak birbirine benzeyen kadınların bir araya gelmesi ve birbirlerini standart modellerin dışında kalarak desteklemeleriyle mümkündür. Daha toplumsal bir düzeyde değişimse ancak çocuk bakımının sosyal ve toplumsal olarak desteklenmesiyle mümkün olur.
"MAKALENİN TAMAMI:
Bu yazıyı yazmaya başlamadan hemen önce ne yazacağımı kafamda evirip çevirirken bir kadın olarak hayatımdaki en kurucu deneyimin ne olduğunu düşünürken buldum kendimi. Aklıma ilkokula başladığım günler geldi, annemim çekip çevirdiği güvenli evimizden çıkıp her gün okula gitmek bana ancak yedi yaşında nasip olmuştu, benden bir yaş küçük kardeşimle birlikte.Dönemin -yani yetmişli yılların- genel pratiği buydu galiba. Anneler çalışmıyordu ve yuvalar bugün olduğu kadar yaygın değildi. Ben de tıpkı diğer arkadaşlarım gibi ancak yedi yaşıma geldiğimde kara önlüğümü giyip, üç kişinin paylaştığı bir tahta sırada kırk beş dakika boyunca kalkmadan oturmaya günlerce ve hatta aylarca ağlayarak alışmıştım... Bu deneyimin hayatımı değiştirdiğini hatırlıyorum. Ama belki benden çok annemin hayatını değiştirmişti, yedi yıllık bir eve kapanma döneminden sonra ilk kez gün içinde kendisine ayıracak vakti olmuştu.Okuldan sonra hayatımı kuran, baştan aşağı değiştiren, kim olduğuma dair bana yepyeni sorular sorduran başka bir deneyim de hatırlamıyorum. Ondan sonra yaşadığım her şey, hani çok bilinçli tercihimle olmasa da, ne olduğumun bir uzantısıydı sanki. Hayatta başıma ne geleceğini bilmeden istediğim tek şey annelik oldu, çünkü başıma ne geleceğini biliyor-muşum gibi geliyordu bana. Belki de yıllar boyu oynadığım evcilik oyunları -ki ona aldığım tüm arabalara rağmen kızımın da en sevdiği oyun annecilik- ya da otuzlarında tavana vuran annelik hormonları beni buna hazırlamıştı. Nedeni ne olursa olsun annelik başıma geldi. Anne olmak bütün hayatımı alt üst etti, baştan aşağı yeniledi. Yalnızca gündelik pratiklerimi, nereye gittiğimi, kimi gördüğümü, ne okuduğumu, ne yiyip ne içtiğimi değil, aynı zamanda bir kadın olarak da beni. Herhalde bir kadın olarak doğmamdan sonra, bir kadın olarak doğurmam toplumsal cinsiyet temeli üzerinden baktığımda hayatımın en kurucu iki deneyimiydi. (2)KAMUSAL ANNELİK
İster evde çalışan bir kadın olsun isterse bir şirketin genel müdürü, herhalde hiç bir kadın anne olmadan önce anne olmakla başlarına tam olarak neyin geleceğini bilmiyordur.Tabii insan anne-çocuk denkleminin çocuk tarafında olunca bunun ne büyük bir iş olduğunu anlamıyor ve hatta belki de annesinin kendisi için yaptıklarını küçümsüyor, yapılabilir zannediyor. Sanki bir el şıkırtısıyla anne-çocuk denkleminin öbür tarafına geçiverecekmişsiniz ve zaten sizin olan, sizden bir parça olan çocuğunuzu büyütüverecekmişsiniz gibi geliyor size.Ancak anne olduktan sonra fark ettim ki bu kimlik gerçekten bir kadın, ben de feminist bir kadın olarak o güne kadar baş etmek zorunda kaldığım her şeyden çok daha zor. Temelde dört duvar arasında geçen ve hiç bitmeyen, ne gecesi ne gündüzü olan, tam zamanlı bir işi hiç söylenmeden ve hatta bu durumdan çok hoşnutmuşsunuz gibi yapmanız gerekiyor... Üstelik bu yalnızca sizinle çocuğunuz arasında bir ilişki olarak da kalmıyor, sizinle bütün toplum arasındaki bir ilişkiye adım atıyorsunuz. Hamile olan ya da yeni çocuğu olmuş olan pek çok kişinin şikâyet ettiğini duymuşsunuzdur, ya da bizzat kendiniz bundan şikâyet etmişsinizdir. Hamile kaldığınız andan itibaren sanki o beden size ait değil, sokaktan geçen tanımadığınız yaşlı teyze karnınıza dokunuyor, bir diğeri size nasıl yürümeniz gerektiğine dair öğütler veriyor, ne yiyip ne içtiğiniz toplumsal bir mesele haline geliyor. Örneğin hamileyken sigara içiyorsanız daha bebek doğmadan kötü bir anne olacağınıza bütün bir toplum karar veriyor.Bebek doğduktan sonra siz ve toplum arasındaki ilişki değişmiyor. Bebeğinizi ezkaza soğuk havada dışarı çıkaracak olursanız sokaktan geçen herkes size çocuğu üşütmemeniz gerektiğini hatırlatıyor. Çocuk büyüdükçe ağzındaki emzik bütün bir toplumun sorunu olmaya başlıyor. Çocuğunuz tıpkı her çocuk gibi hastalanırsa, anneniz iyi giydirmiyorsun bu çocuğu diyor.Çocuğunuz sağa sola vurmaya başlarsa iyi terbiye verememiş oluyorsunuz. Sizden ayrılmakta güçlük çekerse pedagoglar imdadınıza yetişiyor ve sizin 'güvenli bağlanma' gerçekleştiremediğinizi söylüyor.Çalışırsanız çocuğunuzu bıraktığınız için suçluluk diyorsunuz, çalışmazsanız kendi halinize üzülüp duruyorsunuz. Sanki herkes ama herkes bu büyük görevde sizi takip ediyor. Tıp, psikoloji, anne-çocuk dergileri, televizyon programları, çocuk büyütme kitapları, anneanneler, babaanneler, babalar, arkadaşlar ve sokaktaki yabancılar. Ve siz bir anne olarak hep yapamadığınız ya da bir şeyleri eksik yaptığınız duygusu ile boğuşup duruyorsunuz. (3)Suçluluk duygusu ötekilerin bakışları altında anneliğin vazgeçilmezi haline geliyor ve hayatınız boyunca bir daha yakanızı bırakmıyor.
ANNELİK ZORLUKLARI
Annelik yapmaya eşlik eden suçluluk duygusuna anneliğin getirdiği kısıtlamalar ekleniyor öte yandan. Çocuğunuzu emziriyorsamz, emzirdiğiniz süre boyunca -ki bu süreyi doktorlar hayatın ilk iki yılma kadar uzattılar doksanlı yıllarda- uykusuz kalmayı göze alıyorsunuz. Bebeğiniz doğduktan sonra kariyerinize ara vermek zorunda kalıyorsunuz.Kariyerinize ara verirken sosyal hayatınıza da ara veriyorsunuz. Kuşkusuz kimi kadınlar kariyerlerine sonrasında başarılı' sayılabilecek dönüşler yapabiliyorlar ama bu dönüşü yapabilmenin yolu da başkalarının emeğini kiralamaktan (eğer aile bunu ödeyebilecek kadar yüksek finansal gelire sahipse) ya da büyük anne emeğini bir kez daha sömürmekten geçiyor. Dolayısıyla kimi kadınların kariyer sahibi olması, kimilerinin hayat boyu bakım görevine sıkışıp kalmasına neden oluyor. Yetmişli yıllarda çocuklarını okula gönderip rahatlayan ve yavaş yavaş kendi ayakları üstünde durmaya başlayan anneniz yeniden dört duvar arasına geri gönderiliyor. Ya da kendi üç yaşındaki çocuğunu Özbekistan'da bırakıp gelmiş bir kadın sizin kariyeriniz uğruna kendi hayatından, kariyerinden ve geleceğinden oluyor. (4)Yani aslında altmışlı yularda ortaya çıkan İkinci Dalga kadın hareketinin anneliği özgürlük ve kendini gerçekleştirmenin önünde bir engel olarak görmesi hiç de boşuna değil. Örneğin Shulamith Firestone "eğer kadınlar annelik konusundaki sosyal ve psikolojik baskıya direnirlerse erkeklerin sahip olduğu kimi özgürlük ve kazanımlara sahip olabilirler" diyordu.(5)Yetmişli yıllardaki kadın hareketinin ve ondan etkilenen sonraki dönemlerin kadın hareketlerinin içine de annelik, özde baskıcı bir kurum olarak olmasa da, hep kadınların bir şeyleri yapmasının (siyasete ya da çalışma hayatına katılımının) önündeki bir engel olarak giriyordu. Sanki kadınların gerçekten istediği çalışmak ya da siyaset yapmakmış gibi. Oysa kadınlar bütün zorluklarına ve bedellerine rağmen anne olmayı istemeye ve annelik adına vazgeçmeye -siyasetten ve çalışmaktan-devam ettiler. Ve hatta doksanlı ve iki binli yıllarda annelik ve kadınlar üzerine yazmaya başlayanlar sıklıkla kadınların anneliği diğer her şeyin üstünde tuttuğunu ve bu bedellere rağmen anne olmayı seçtiğini gösterdiler. Bu sürece eşlik eden feminist yazında anneliğin zenginleştirici bir deneyim olarak da yaşanabileceğini vurguladı.(6)Çünkü aslında bir ilişki olarak annelik bütün zorluklarına rağmen bir kadının yaşayabileceği en bütünleştirici ve zenginleştirici deneyimlerden biri (olabilir). Galiba bu ikilemi bugüne kadar en güzel dile getirenlerden biri de Adrienne Rich.(7)
ADRIENNE RICH VE ANNELİK ÜZERİNE
Adrienne Rich 1976 yılında yayınlanan ve yayınladığı günden bugüne İngilizce okuyan dünyada baskısı hiç tükenmeyen Of Woman Born adlı kitabında kendi annelik deneyimlerini, annelik tarihini ve feminist teoriyi biraraya getirir.(8)Bu kitap üzerine sonradan çokça şey yazılacak, dönemin feminist yazınına yönelik örneğin özcülük gibi eleştirilerle sıkça karşılaşacaktır. Ama her şeye rağmen Adrienne Rich, anneliği hapsedici bir deneyim olarak kurgulayan dönemin feminist yazını içinde bir anne ve bir feminist olarak annelik etmenin önemli ve zenginleştirici bir deneyim kaynağı da olabileceğini en güçlü dile getirenlerden biri olur. Rich'e bu kitabı yazdıran, bir şair olarak arka arkaya üç çocuk doğurması ve yaşadığı annelik deneyimine dışardan bakmak istemesidir. Kendi annelik deneyimi de ilgili olarak şöyle yazar:1950'lerin ilk yıllarında evlendim ve bir çocuğum oldu. Eğer arada şüpheler olduysa, ya da depresyon veya aktif mutsuzluk, bunlar sadece benim müteşekkir olmamam, belki de bir canavar olmam anlamına geliyordu.Üçüncü çocuğum doğduğunda, bana ne olduğunu anlamak için kendimi ya başarısız bir kadın ya başarısız bir şair ya da bunların ikisinin bir sentezi olarak görmeye başlamam gerektiğini düşünmeye başlamıştım. Beni en çok korkutan şey ise geriye çekilme duygusu idi, kader denilen o akıntıda sürüklenip gitmekti. Öyle ki kim olduğumla olan ilişkimi kaybediyordum, bir zamanlar bir şehrin etrafında yürürken ya da bir öğrenci odasında yazarken neredeyse ekstazik düzeyde bir enerji ve istek duymuş olan o kızla bağımı. 9Adrienne Rich kendi yaşadığı deneyime bir anlam verirken anneliğin iki farklı anlam ve görünümünü birbirinden ayırır. Bunlardan ilki bir kurum olarak anneliktir ve çocuk bakımım temel olarak annenin görevi haline getirerek kadınları sistematik bir eşitsizliğin içine hapseder, ikincisi de bir deneyim olarak anneliktir ve bu deneyim bir kurumdan daha çok bir annenin çocuklarıyla olan potansiyel ilişkisine işaret eder. Annelik özsel olarak baskıcı değildir, ama annelik deneyiminin öz-gürleştirici yanının annelik kurumunun hapsedici yanı tarafından sınırlandırılması anneliği baskıcı ve eşitsizlik üreten bir deneyim haline getirir.Rich'e göre bir kurum olarak anneliğin iki temel özelliği, anneliği kadınlar için baskıcı bir pratik haline getirir. Bunlardan ilki anneliğin kadınlara içkin olduğu ve her kadının doğal olarak anne olarak doğduğu iddiasıdır. Bu iddia aynı zamanda çocuk büyütmeyi biyolojik annenin en temel sorumluluğu olarak görür ve annelerin çocuklarına karşı duyabilecekleri tek duygunun sevgi olduğunu varsayar. Bu ilk özellik -yani doğal ve yoğun annelik hali-kadının kendi benliğinin yok olması anlamına gelir.Bir kurum olarak anneliğin baskıcı yanının devamını sağlayan ikinci özellik ise annelik işinin tamamen annelere devredilmesi, ama bu devir esnasında annelere annelik yaptıkları koşulların ne olduğuna dair hiçbir sorumluluk verilmemesidir. Adrienne Rich buna iktidarsız sorumlu-luk adını verir. Annelere nasıl annelik yapacaklarını uzmanlar, yakınlar, komşular anlatır. Anneler kural koymaz, konulmuş kuralları uygular. Çocuk yetiştirme kitapları, doktorun tavsiyeleri, babaların kuralları arasında anneler çocuklarını egemen kültürün beklentilerine göre yetiştirirler. Bu ötekilerin bakışları altında anneler "otoriteyi diğerlerine terk ederler ve kendi değerlerine olan inançlarını kaybederler." (10)Bu iktidarsız sorumluluk kadınların kendi annelik deneyimlerini belirleme otoritesinden yoksun bırakır. Rich kendini bir anne olarak özgür hissettiği yegâne zamanlardan birini kitapta şöyle tasvir eder:Bir yaz hatırlıyorum, Vermont'ta bir arkadaşımın evinde yaşadığımı. Kocam birkaç haftalığına yurtdışında çalışıyordu ve üç oğlum -dokuz, yedi ve beş yaşlarında- ve ben bütün o zamanı baş başa geçirdik. Evde yetişkin bir erkek olmadan, öğlen uykuları, yemekler ve erken gece uykuları için belirlenmiş saatler olmadan... Birlikte tadı ve günahkâr bir ritmin içine düştük. Gece olduğunda hepsi söylenmeden uykuya dalıyorlardı ve ben tıpkı öğrencilik günlerimdeki gibi okuyup yazarak sabahlıyordum. Şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: Çocuksuz hayat böyle olmalı okul saatleri, sabit rutinler, öğle uykuları, aynı anda hem anne ve eş olmaya çalışmadan yaşamak bu olmalı. Bir gece geç saatte sinemadan dönerken. .. kendimi çok uyanık, çok iyi hissettiğimi hatırlıyorum, birlikte bütün yatak saati kurallarını, gece kurallarını, ve kendi evimizde yapmazsam 'kötü bir anne' olacağımı düşündüğüm tüm kuralları yıkmıştık. Çocuklarım ve ben birlikte annelik kurumunun kaçakları haline gelmiştik.11
STANDART ANNELİK
Rich'in kendini özgür hissettiği durum aslında uzmanların ve ötekilerin bakışlarından ve o bakışların yarattığı 'ideal anne' baskısından kurtulduğu andır. Çünkü aslında egemen annelik söylemi kurallar ve standartlarla dolu ulaşılması mümkün olmayan bir ideal ortaya koyar ve bu ideal anneleri genellikle yetersiz ve suçlu hissettirir. Üstelik ideal annelik söylemine seçimleri ya da şartları nedeniyle uymayan ya da uyamayan anneler uygunsuz görülür ve kendilerini ve anneliklerini sürekli bir gözetleme altında bulurlar. Onların annelik edişi herkesin meselesi haline gelir. Dışarıdaki bu gözün baskısı ise anneleri bu ideali takip etmek zorunda bırakır.(12)Shari L. Thurer'a göre yirminci yüzyılda anneliğin büyüsünü kaybetmesinin nedeni tam da bu ideal standart annelik modellerinin yükselişidir. Yirminci yüzyıl ile birlikte annelerin annelik etmekten sorumlu olduğu iddiası genel kabul görmeye devam eder ama buna annelerin toplumun ve çocukların gelişimi için tek başına bırakılmaması düşüncesi eşlik eder. Annelik etmek anne ile çocuk arasındaki ilişkisel bir durum olmaktan çıkarak bir 'uzmanlık' alanı haline gelir. Endüstriyel üretim modelleri çocuk gelişimine uygulanmaya başlar. Anneler çocukların alnını öperek ateşlerini ölçmek yerine termometre kullanmaya, yeme-içme saatlerini listelerle düzenlemeye, uygun aylarda uygun yiyecekleri bebeklerin diyetine sokmaya, tuvalet alışkanlıklarını belirli şekiller ve aylarda kazandırmaya, çocukların yalnız uyumasını teşvik etmek için önerilen standart yöntemleri uygulamaya ve bütün bunların hepsini eksiksiz öğrenmek için çocuk eğitimi konusunda okumaya, eğitim ve seminerlere katılmaya başlarlar. Hemen bütün anneler vitaminler, proteinler, bakteriler hususunda kendi çaplarında bir uzmana dönüşürler.(13)Emzirme belirli teknikleri olan bir aktiviteye, bebeğin gazını çıkarmak ince bir sanata, bebeğe temiz hava aldırmak karmaşık bir egzersize dönüşür. Annenin görevi bu bilgilere sahip olmak, çocuğun ihtiyaçlarını çocuk daha leb demeden hissetmek, sevmek, doyurmak ve bütün bunları yaparken de keyif almaktır.Burada hemen şunu vurgulamakta yarar var, çocuk gelişiminin standartları arasında yirminci yüzyıl boyunca bir süreklilik yoktur. Örneğin 1950-1960'h yıllarda egemen çocuk büyütme söylemi disiplin iken bu 1970'ü yıllarda yerini empatiye bırakır. Anneler sıklıkla birinci çocuklarını büyütürken tavsiye edilenlerle üçüncü çocuklarını büyütürken tavsiye edilenlerin ne kadar değiştiğini ve neye inanacaklarını bilmediklerini ifade ederler. Aynı durum kuşaklar arası bilgi aktarımında da söz konusu olur. Örneğin bir önceki kuşaktaki anneler mamanın anne sütünden daha iyi bir beslenme aracı olduğuna dair uzman tavsiyeleriyle çocuklarını büyütmüşken, bir sonraki kuşakta bu tavsiye yerini başka bir güçlü tavsiyeye bırakır. Uzmanlar bu sefer annelere emzirmenin hayati önemde olduğuna, hiçbir mama tarafından ikame edilemeyeceğine, çocukların bağışıklık sistemine ve anne ile olan ilişkilerine vazgeçilemez bir katkı yaptığını söylerler. Dolayısıyla yeni anne olmuş kızını elinde süt pompası sürekli süt sağarken ya da sütünü artırmaya çalışırken gören anne için bu durum anlaşılmaz hale gelecektir. Annesinin emzirme ile çabasını anlamayan yeni anne olmuş kız için ise annenin çocuk yetiştirme bilgisi bir 'spekülasyondan' ibaret olur.Sonuçta bu modeller annelere kendi annelerinin desteğinden bile yoksunlaştırıl-mış iktidarsız bir sorumluk verir ve annenin kendine olan güvenini sarsar. Çocukla olan ilişki artık anne ile çocuk arasında özel, karşılıklı belirlenen, her biri kendine özgü dinamiklere sahip olan bir formdan çıkarak her anne ve her çocuğun benzer süreçlerden geçtiği bir standartlığa kavuşur. Diğer bir deyişle her biri son derece basit olan temel günlük aktiviteler karmaşık bir standardizasyona tabii tutulur. Aslında bu tam da Rich'in sözünü ettiği anlamda annelik kurumunun annelik etme deneyiminin önünü kesmesidir. Çünkü iktidarsız bir sorumluluğa sahip olan bu anneler kural koymazlar, konulmuş kuralları uygulayıcısı haline gelirler.
YENİ ANNECİLİK:
İki binli yıllarda annelik ve Rich'in mirasıRich'in bahsettiği standartlar ve uzman tavsiyeleriyle şekillenen annelik kurumu bugün her zamankinden daha canlı. İnternet her tür uzman bilgisine annelerin kolay ulaşımını mümkün kddı. Çocuğunuza tuvalet eğitimi vermek istiyorsanız, bütün bilgiler bir tıkla önünüzde. Televizyonlarda onlarca anne-çocuk programında nasıl annelik edeceğimizi anlatıyor uzmanlar. Anne-çocuk dergileri anne-çocuk ilişkisinin her saniyesine dair bilgilerle dolu. Üstelik bu bilgiler bir önceki on yıla kıyasla küresel olarak daha standartlaşmış durumda. Örneğin Nijerya'dan Amerika'ya bütün anneler çocuklarını Arlene Eisenberg'in "Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler" kitabıyla büyütüyor. Sonra kitap devam ediyor "Çocuğunuzun ilk Yılında Sizi Neler Bekler". Serinin ilk kitabı 1980'de basıldıktan sonra sadece on yılda ve sadece Amerika'da 9 milyon kopya satmış. Bugün hangi orta sınıf yeni annenin evine giderseniz kitap sehpanın üstünde.Yeterince iyi anne olmak için her zamankinden çok şey yapmak gerekiyor. Bir anne olarak çocuğunuzla yalnız kaliteli ama çok da zaman geçirmeniz, onun her şeyi ile birebir ilgilenmeniz bekleniyor sizden. Ama aynı zamanda işinizde de başarılı olmalı ve kariyerinizin ucunu bırakmamalısınız. Hayır, bu da yetmiyor sizden sanki hiç anne olmamış gibi görünmeniz, hamileyken aldığınız kiloları hemencecik vermeniz bekleniyor. Hayır, bu da yetmiyor kadınların kocaları ile olan ilişkilerine zaman ayırmaları, sıklıkla baş başa zaman geçirmeleri gerekiyor. Bütün bunların arasında kalan kadınlar elbette bunların tamamını yapamıyor ama yapamama durumuna eşlik eden duygu ise her daim suçluluk.Örneğin neden ben şu an saat yediye gelirken evde olup üç yaşındaki kızımı yatağına yatırmam gerekirken oturmuş bu yazıyı yazıyorum. Acaba iyi bir anne miyim? Ya da bu yazıyı boş verip, eve kızıma gitsem ve son gün olan yarma yetiştirme-sem acaba iş hayatımda başarısız olmuş olur muyum? Hangisini seçmeliyim? Seçimimi yapmış bu yazıyı yazarken bile suçluluk yakamı bırakmıyor, evde babası ile oynayan kızımı on kere arıyorum. Once eve gelmeyeceğim diyorum, sonra arayıp, gelip seni ben uyutacağım diyorum. Suçluluk ve yorgunluk peşimi bırakmıyor.Susan Douglas ve Meredith Michaels iki binli yılları karakteriz eden bu yeni standart üstü annelik formuna 'yeni annecilik' (new momism) diyorlar.(14)Onlara göre yeni annecilik yeterince iyi annelik {good enough mothering) annelik için 15 gereken minimum teknik standartları ve zamanı ulaşılamayacak boyutlarda artırmış durumda. Yeni annecilik kuşağında fena olmayan bir anne sayıla-bilmek için bile, bir kadın bütün fiziksel, duygusal ve entelektüel varlığını haftanın yedi günü ve günün yirmi dört saatini çocuklarına adamalı ve onun her anından zevk almalı.(16)Douglas ve Micheals'a göre yeni annecilik hem dışarıda çalışan kadınlara hem de evde çalışan kadınlara benzer bir baskı uyguluyor. Medya ve uzmanlar tarafından sürekli pompalanan bir suçluluk ile yaşayan çalışan anneler 'süper anne' olabileceklerini her an ispatlamak zorunda kalıyorlar. Çalışıyorsanız eve gelir gelmez, üstünüzü değiştirmeden oyun oynamaya başlamalısınız. Mümkün olan her boş vaktinizi çocuğunuzla önceden planlanmış aktiviteler yaparak geçirmelisiniz.(17)Çalışmıyorsanız durum daha da kötü, çocuğunuzla herhangi bir zaman değil kaliteli zaman geçirmeli, evinizi bir tür anaokuluna çevirmelisiniz. Anne banyodan sonra bebeğine masaj yaparken, bir yandan da ona en öğretici kitapları seçiyor, organik pazardan alışveriş yapıyor.Yeni anneciliğin bir başka önemli bileşeniyse abartılmış bir güvenlik paranoyası. Bu paranoyada anneler çocuklarını sağlığı ve güvenliğinden birinci derece sorumlu hale gelirken güvenlikli ve sağlıklı olmanın tanımı da genişliyor. Tehlike her yerden gelebilir, cam dolaplardan, merdivenlerden, çekmecelerden, sokakta oynamaktan, bakıcılardan, ev tozlarından, iyi yıkanmayan çarşaflardan, fazla çikolata yemekten. Buna engel olmak için ise annelerin birer diplomasız doktor ve sertifikasız güvenlik uzmanı olması bekleniyor. Yeni annecilik miti anne-çocuk dergileri, ebeveynlik kitaplarının yanı sıra kocasını el üstünde tutan ve onunla çok sık vakit geçiren, mutfaktan çıkmadan çocuğuna yemek yapan, onunla evde olduğu her an kaliteli' zaman geçiren, son derece zayıf bir bedenle anneliğin izlerini hiç taşımayan ve bütün bunların yanı sıra televizyon programları ile kariyerine başardı bir şekilde devam eden her şeyi başarmış muhteşem anne Ebru Şallı gibi doğaüstü figürlerle destekleniyor. Anneler ona bakıp bu yeni anneliğin yapılabileceğini zannediyorlar, kamusal alanda gördüğümüz bu resimde nelerin dışarıda tutulduğunu hiç bilmeden, ya da bu resim için satın alman başka kadınların emeklerinin değerine dair hiç konuşmadan, sanki bu yokmuş gibi davranarak.Bütün bunların sonucu günümüzde annelerin tarihte eşi benzerine rastlanmayan bir suçluluk ve endişe taşıması. Bu suçluluğun en önemli yansımalarından biriyse hiç kuşkusuz tüketim alanında.Orta-üst sınıf anneler ebeveynlik endişelerini ve zaten hiç ulaşamayacakları bu ideale ulaşamadıkları için yaşadıkları endişeyi tüketim yoluyla hafifletmeye çalışıyorlar. Çalışan annelerin bütün gün çocuklarından uzak kaldıktan sonra haftanın iki-üç günü eve elleri kolları dolu olarak gelmeleri hiç de az rastlanan bir durum değil artık. Pek çok arkadaşım çalışmaya dair suçluluklarını ancak böyle dindirebildiklerini söylüyordu. Üstelik aynı standardizasyon rekabetçi bir tüketim hissini de körüklüyor. Örneğin bebekliğin suya alışmada kritik bir dönem olduğunu, sonrasında çocukların suya karşı bir korku geliştirebileceklerini duyduktan sonra, yüzme derslerine yazılmamak için oldukça dirayetli olmak gerekiyor. Ya da bebeklik döneminin müzik kulağının gelişiminde önemini okuduktan sonra müzik derslerine katılmamak için. Bir çocuğun ilerde hem piyanist, hem yüzücü, hem balerin olamayacağı düşünüldüğünde bu ürünlerin ve derslerin temel işlevi çocuktan ziyade aslında anne ve babaların birer anne ve baba olarak kendilerine güvenini arttırmak.
BİTİRİRKEN
Kendi çocuklarını 1950 ve erken 1960'larda yetiştirmiş olan Adrienne Rich kendini her daim içinde bulduğu suçluluk duygusunu şöyle ifade eder: "Annelik kurumunun görünmeyen şiddeti...suçluluk, insan hayatına dair iktidarsız bir sorumluluk, yargılamalar ve kınamalar, kendi gücünden ve yapabileceklerinden korkma, suçluluk, suçluluk... "Rich annelerin bu ruh halinden kurtulması için bir kurum olarak anneliğin yarattığı baskıya karşı, bir deneyim olarak anneliği önerir. Ama önemli olan elbette bir deneyim olarak anneliği, kurum olan anneliğin saltanatından kurtarmaktır. Annelik deneyimi annelik kurumundan bağımsızlaştığı ya da Rich'in deyimiyle kadınlar "annelik kurumunun kaçakları" olduğu oranda annelik sosyal değişimin özgürleştirici alanlarından biri haline gelebilir. (18)Bir deneyim olarak anneliği öne çıkarmak annelere annelik kurumunun vermediği aktörlük (agency), güç, otantiktik ve otonomiyi vermektir. (19)Direniş bireysel düzeyde annenin nasıl annelik yapacağına dair farklı kararlar alabilmesiyle ve var olan standartlara direnebilmesiyle olur. Bu ise ancak birbirine benzeyen kadınların bir araya gelmesi ve birbirlerini standart modellerin dışında kalarak desteklemeleriyle mümkündür. Daha toplumsal bir düzeyde değişimse ancak çocuk bakımının sosyal ve toplumsal olarak desteklenmesiyle mümkün olur. (20) (EBP/EZÖ)
KAYNAK: http://www.bianet.org/biamag/toplumsal-cinsiyet/114384-anne-ya-da-degil-annelik-etme-meselesi-uzerine
"MAKALENİN TAMAMI:
Bu yazıyı yazmaya başlamadan hemen önce ne yazacağımı kafamda evirip çevirirken bir kadın olarak hayatımdaki en kurucu deneyimin ne olduğunu düşünürken buldum kendimi. Aklıma ilkokula başladığım günler geldi, annemim çekip çevirdiği güvenli evimizden çıkıp her gün okula gitmek bana ancak yedi yaşında nasip olmuştu, benden bir yaş küçük kardeşimle birlikte.Dönemin -yani yetmişli yılların- genel pratiği buydu galiba. Anneler çalışmıyordu ve yuvalar bugün olduğu kadar yaygın değildi. Ben de tıpkı diğer arkadaşlarım gibi ancak yedi yaşıma geldiğimde kara önlüğümü giyip, üç kişinin paylaştığı bir tahta sırada kırk beş dakika boyunca kalkmadan oturmaya günlerce ve hatta aylarca ağlayarak alışmıştım... Bu deneyimin hayatımı değiştirdiğini hatırlıyorum. Ama belki benden çok annemin hayatını değiştirmişti, yedi yıllık bir eve kapanma döneminden sonra ilk kez gün içinde kendisine ayıracak vakti olmuştu.Okuldan sonra hayatımı kuran, baştan aşağı değiştiren, kim olduğuma dair bana yepyeni sorular sorduran başka bir deneyim de hatırlamıyorum. Ondan sonra yaşadığım her şey, hani çok bilinçli tercihimle olmasa da, ne olduğumun bir uzantısıydı sanki. Hayatta başıma ne geleceğini bilmeden istediğim tek şey annelik oldu, çünkü başıma ne geleceğini biliyor-muşum gibi geliyordu bana. Belki de yıllar boyu oynadığım evcilik oyunları -ki ona aldığım tüm arabalara rağmen kızımın da en sevdiği oyun annecilik- ya da otuzlarında tavana vuran annelik hormonları beni buna hazırlamıştı. Nedeni ne olursa olsun annelik başıma geldi. Anne olmak bütün hayatımı alt üst etti, baştan aşağı yeniledi. Yalnızca gündelik pratiklerimi, nereye gittiğimi, kimi gördüğümü, ne okuduğumu, ne yiyip ne içtiğimi değil, aynı zamanda bir kadın olarak da beni. Herhalde bir kadın olarak doğmamdan sonra, bir kadın olarak doğurmam toplumsal cinsiyet temeli üzerinden baktığımda hayatımın en kurucu iki deneyimiydi. (2)KAMUSAL ANNELİK
İster evde çalışan bir kadın olsun isterse bir şirketin genel müdürü, herhalde hiç bir kadın anne olmadan önce anne olmakla başlarına tam olarak neyin geleceğini bilmiyordur.Tabii insan anne-çocuk denkleminin çocuk tarafında olunca bunun ne büyük bir iş olduğunu anlamıyor ve hatta belki de annesinin kendisi için yaptıklarını küçümsüyor, yapılabilir zannediyor. Sanki bir el şıkırtısıyla anne-çocuk denkleminin öbür tarafına geçiverecekmişsiniz ve zaten sizin olan, sizden bir parça olan çocuğunuzu büyütüverecekmişsiniz gibi geliyor size.Ancak anne olduktan sonra fark ettim ki bu kimlik gerçekten bir kadın, ben de feminist bir kadın olarak o güne kadar baş etmek zorunda kaldığım her şeyden çok daha zor. Temelde dört duvar arasında geçen ve hiç bitmeyen, ne gecesi ne gündüzü olan, tam zamanlı bir işi hiç söylenmeden ve hatta bu durumdan çok hoşnutmuşsunuz gibi yapmanız gerekiyor... Üstelik bu yalnızca sizinle çocuğunuz arasında bir ilişki olarak da kalmıyor, sizinle bütün toplum arasındaki bir ilişkiye adım atıyorsunuz. Hamile olan ya da yeni çocuğu olmuş olan pek çok kişinin şikâyet ettiğini duymuşsunuzdur, ya da bizzat kendiniz bundan şikâyet etmişsinizdir. Hamile kaldığınız andan itibaren sanki o beden size ait değil, sokaktan geçen tanımadığınız yaşlı teyze karnınıza dokunuyor, bir diğeri size nasıl yürümeniz gerektiğine dair öğütler veriyor, ne yiyip ne içtiğiniz toplumsal bir mesele haline geliyor. Örneğin hamileyken sigara içiyorsanız daha bebek doğmadan kötü bir anne olacağınıza bütün bir toplum karar veriyor.Bebek doğduktan sonra siz ve toplum arasındaki ilişki değişmiyor. Bebeğinizi ezkaza soğuk havada dışarı çıkaracak olursanız sokaktan geçen herkes size çocuğu üşütmemeniz gerektiğini hatırlatıyor. Çocuk büyüdükçe ağzındaki emzik bütün bir toplumun sorunu olmaya başlıyor. Çocuğunuz tıpkı her çocuk gibi hastalanırsa, anneniz iyi giydirmiyorsun bu çocuğu diyor.Çocuğunuz sağa sola vurmaya başlarsa iyi terbiye verememiş oluyorsunuz. Sizden ayrılmakta güçlük çekerse pedagoglar imdadınıza yetişiyor ve sizin 'güvenli bağlanma' gerçekleştiremediğinizi söylüyor.Çalışırsanız çocuğunuzu bıraktığınız için suçluluk diyorsunuz, çalışmazsanız kendi halinize üzülüp duruyorsunuz. Sanki herkes ama herkes bu büyük görevde sizi takip ediyor. Tıp, psikoloji, anne-çocuk dergileri, televizyon programları, çocuk büyütme kitapları, anneanneler, babaanneler, babalar, arkadaşlar ve sokaktaki yabancılar. Ve siz bir anne olarak hep yapamadığınız ya da bir şeyleri eksik yaptığınız duygusu ile boğuşup duruyorsunuz. (3)Suçluluk duygusu ötekilerin bakışları altında anneliğin vazgeçilmezi haline geliyor ve hayatınız boyunca bir daha yakanızı bırakmıyor.
ANNELİK ZORLUKLARI
Annelik yapmaya eşlik eden suçluluk duygusuna anneliğin getirdiği kısıtlamalar ekleniyor öte yandan. Çocuğunuzu emziriyorsamz, emzirdiğiniz süre boyunca -ki bu süreyi doktorlar hayatın ilk iki yılma kadar uzattılar doksanlı yıllarda- uykusuz kalmayı göze alıyorsunuz. Bebeğiniz doğduktan sonra kariyerinize ara vermek zorunda kalıyorsunuz.Kariyerinize ara verirken sosyal hayatınıza da ara veriyorsunuz. Kuşkusuz kimi kadınlar kariyerlerine sonrasında başarılı' sayılabilecek dönüşler yapabiliyorlar ama bu dönüşü yapabilmenin yolu da başkalarının emeğini kiralamaktan (eğer aile bunu ödeyebilecek kadar yüksek finansal gelire sahipse) ya da büyük anne emeğini bir kez daha sömürmekten geçiyor. Dolayısıyla kimi kadınların kariyer sahibi olması, kimilerinin hayat boyu bakım görevine sıkışıp kalmasına neden oluyor. Yetmişli yıllarda çocuklarını okula gönderip rahatlayan ve yavaş yavaş kendi ayakları üstünde durmaya başlayan anneniz yeniden dört duvar arasına geri gönderiliyor. Ya da kendi üç yaşındaki çocuğunu Özbekistan'da bırakıp gelmiş bir kadın sizin kariyeriniz uğruna kendi hayatından, kariyerinden ve geleceğinden oluyor. (4)Yani aslında altmışlı yularda ortaya çıkan İkinci Dalga kadın hareketinin anneliği özgürlük ve kendini gerçekleştirmenin önünde bir engel olarak görmesi hiç de boşuna değil. Örneğin Shulamith Firestone "eğer kadınlar annelik konusundaki sosyal ve psikolojik baskıya direnirlerse erkeklerin sahip olduğu kimi özgürlük ve kazanımlara sahip olabilirler" diyordu.(5)Yetmişli yıllardaki kadın hareketinin ve ondan etkilenen sonraki dönemlerin kadın hareketlerinin içine de annelik, özde baskıcı bir kurum olarak olmasa da, hep kadınların bir şeyleri yapmasının (siyasete ya da çalışma hayatına katılımının) önündeki bir engel olarak giriyordu. Sanki kadınların gerçekten istediği çalışmak ya da siyaset yapmakmış gibi. Oysa kadınlar bütün zorluklarına ve bedellerine rağmen anne olmayı istemeye ve annelik adına vazgeçmeye -siyasetten ve çalışmaktan-devam ettiler. Ve hatta doksanlı ve iki binli yıllarda annelik ve kadınlar üzerine yazmaya başlayanlar sıklıkla kadınların anneliği diğer her şeyin üstünde tuttuğunu ve bu bedellere rağmen anne olmayı seçtiğini gösterdiler. Bu sürece eşlik eden feminist yazında anneliğin zenginleştirici bir deneyim olarak da yaşanabileceğini vurguladı.(6)Çünkü aslında bir ilişki olarak annelik bütün zorluklarına rağmen bir kadının yaşayabileceği en bütünleştirici ve zenginleştirici deneyimlerden biri (olabilir). Galiba bu ikilemi bugüne kadar en güzel dile getirenlerden biri de Adrienne Rich.(7)
ADRIENNE RICH VE ANNELİK ÜZERİNE
Adrienne Rich 1976 yılında yayınlanan ve yayınladığı günden bugüne İngilizce okuyan dünyada baskısı hiç tükenmeyen Of Woman Born adlı kitabında kendi annelik deneyimlerini, annelik tarihini ve feminist teoriyi biraraya getirir.(8)Bu kitap üzerine sonradan çokça şey yazılacak, dönemin feminist yazınına yönelik örneğin özcülük gibi eleştirilerle sıkça karşılaşacaktır. Ama her şeye rağmen Adrienne Rich, anneliği hapsedici bir deneyim olarak kurgulayan dönemin feminist yazını içinde bir anne ve bir feminist olarak annelik etmenin önemli ve zenginleştirici bir deneyim kaynağı da olabileceğini en güçlü dile getirenlerden biri olur. Rich'e bu kitabı yazdıran, bir şair olarak arka arkaya üç çocuk doğurması ve yaşadığı annelik deneyimine dışardan bakmak istemesidir. Kendi annelik deneyimi de ilgili olarak şöyle yazar:1950'lerin ilk yıllarında evlendim ve bir çocuğum oldu. Eğer arada şüpheler olduysa, ya da depresyon veya aktif mutsuzluk, bunlar sadece benim müteşekkir olmamam, belki de bir canavar olmam anlamına geliyordu.Üçüncü çocuğum doğduğunda, bana ne olduğunu anlamak için kendimi ya başarısız bir kadın ya başarısız bir şair ya da bunların ikisinin bir sentezi olarak görmeye başlamam gerektiğini düşünmeye başlamıştım. Beni en çok korkutan şey ise geriye çekilme duygusu idi, kader denilen o akıntıda sürüklenip gitmekti. Öyle ki kim olduğumla olan ilişkimi kaybediyordum, bir zamanlar bir şehrin etrafında yürürken ya da bir öğrenci odasında yazarken neredeyse ekstazik düzeyde bir enerji ve istek duymuş olan o kızla bağımı. 9Adrienne Rich kendi yaşadığı deneyime bir anlam verirken anneliğin iki farklı anlam ve görünümünü birbirinden ayırır. Bunlardan ilki bir kurum olarak anneliktir ve çocuk bakımım temel olarak annenin görevi haline getirerek kadınları sistematik bir eşitsizliğin içine hapseder, ikincisi de bir deneyim olarak anneliktir ve bu deneyim bir kurumdan daha çok bir annenin çocuklarıyla olan potansiyel ilişkisine işaret eder. Annelik özsel olarak baskıcı değildir, ama annelik deneyiminin öz-gürleştirici yanının annelik kurumunun hapsedici yanı tarafından sınırlandırılması anneliği baskıcı ve eşitsizlik üreten bir deneyim haline getirir.Rich'e göre bir kurum olarak anneliğin iki temel özelliği, anneliği kadınlar için baskıcı bir pratik haline getirir. Bunlardan ilki anneliğin kadınlara içkin olduğu ve her kadının doğal olarak anne olarak doğduğu iddiasıdır. Bu iddia aynı zamanda çocuk büyütmeyi biyolojik annenin en temel sorumluluğu olarak görür ve annelerin çocuklarına karşı duyabilecekleri tek duygunun sevgi olduğunu varsayar. Bu ilk özellik -yani doğal ve yoğun annelik hali-kadının kendi benliğinin yok olması anlamına gelir.Bir kurum olarak anneliğin baskıcı yanının devamını sağlayan ikinci özellik ise annelik işinin tamamen annelere devredilmesi, ama bu devir esnasında annelere annelik yaptıkları koşulların ne olduğuna dair hiçbir sorumluluk verilmemesidir. Adrienne Rich buna iktidarsız sorumlu-luk adını verir. Annelere nasıl annelik yapacaklarını uzmanlar, yakınlar, komşular anlatır. Anneler kural koymaz, konulmuş kuralları uygular. Çocuk yetiştirme kitapları, doktorun tavsiyeleri, babaların kuralları arasında anneler çocuklarını egemen kültürün beklentilerine göre yetiştirirler. Bu ötekilerin bakışları altında anneler "otoriteyi diğerlerine terk ederler ve kendi değerlerine olan inançlarını kaybederler." (10)Bu iktidarsız sorumluluk kadınların kendi annelik deneyimlerini belirleme otoritesinden yoksun bırakır. Rich kendini bir anne olarak özgür hissettiği yegâne zamanlardan birini kitapta şöyle tasvir eder:Bir yaz hatırlıyorum, Vermont'ta bir arkadaşımın evinde yaşadığımı. Kocam birkaç haftalığına yurtdışında çalışıyordu ve üç oğlum -dokuz, yedi ve beş yaşlarında- ve ben bütün o zamanı baş başa geçirdik. Evde yetişkin bir erkek olmadan, öğlen uykuları, yemekler ve erken gece uykuları için belirlenmiş saatler olmadan... Birlikte tadı ve günahkâr bir ritmin içine düştük. Gece olduğunda hepsi söylenmeden uykuya dalıyorlardı ve ben tıpkı öğrencilik günlerimdeki gibi okuyup yazarak sabahlıyordum. Şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: Çocuksuz hayat böyle olmalı okul saatleri, sabit rutinler, öğle uykuları, aynı anda hem anne ve eş olmaya çalışmadan yaşamak bu olmalı. Bir gece geç saatte sinemadan dönerken. .. kendimi çok uyanık, çok iyi hissettiğimi hatırlıyorum, birlikte bütün yatak saati kurallarını, gece kurallarını, ve kendi evimizde yapmazsam 'kötü bir anne' olacağımı düşündüğüm tüm kuralları yıkmıştık. Çocuklarım ve ben birlikte annelik kurumunun kaçakları haline gelmiştik.11
STANDART ANNELİK
Rich'in kendini özgür hissettiği durum aslında uzmanların ve ötekilerin bakışlarından ve o bakışların yarattığı 'ideal anne' baskısından kurtulduğu andır. Çünkü aslında egemen annelik söylemi kurallar ve standartlarla dolu ulaşılması mümkün olmayan bir ideal ortaya koyar ve bu ideal anneleri genellikle yetersiz ve suçlu hissettirir. Üstelik ideal annelik söylemine seçimleri ya da şartları nedeniyle uymayan ya da uyamayan anneler uygunsuz görülür ve kendilerini ve anneliklerini sürekli bir gözetleme altında bulurlar. Onların annelik edişi herkesin meselesi haline gelir. Dışarıdaki bu gözün baskısı ise anneleri bu ideali takip etmek zorunda bırakır.(12)Shari L. Thurer'a göre yirminci yüzyılda anneliğin büyüsünü kaybetmesinin nedeni tam da bu ideal standart annelik modellerinin yükselişidir. Yirminci yüzyıl ile birlikte annelerin annelik etmekten sorumlu olduğu iddiası genel kabul görmeye devam eder ama buna annelerin toplumun ve çocukların gelişimi için tek başına bırakılmaması düşüncesi eşlik eder. Annelik etmek anne ile çocuk arasındaki ilişkisel bir durum olmaktan çıkarak bir 'uzmanlık' alanı haline gelir. Endüstriyel üretim modelleri çocuk gelişimine uygulanmaya başlar. Anneler çocukların alnını öperek ateşlerini ölçmek yerine termometre kullanmaya, yeme-içme saatlerini listelerle düzenlemeye, uygun aylarda uygun yiyecekleri bebeklerin diyetine sokmaya, tuvalet alışkanlıklarını belirli şekiller ve aylarda kazandırmaya, çocukların yalnız uyumasını teşvik etmek için önerilen standart yöntemleri uygulamaya ve bütün bunların hepsini eksiksiz öğrenmek için çocuk eğitimi konusunda okumaya, eğitim ve seminerlere katılmaya başlarlar. Hemen bütün anneler vitaminler, proteinler, bakteriler hususunda kendi çaplarında bir uzmana dönüşürler.(13)Emzirme belirli teknikleri olan bir aktiviteye, bebeğin gazını çıkarmak ince bir sanata, bebeğe temiz hava aldırmak karmaşık bir egzersize dönüşür. Annenin görevi bu bilgilere sahip olmak, çocuğun ihtiyaçlarını çocuk daha leb demeden hissetmek, sevmek, doyurmak ve bütün bunları yaparken de keyif almaktır.Burada hemen şunu vurgulamakta yarar var, çocuk gelişiminin standartları arasında yirminci yüzyıl boyunca bir süreklilik yoktur. Örneğin 1950-1960'h yıllarda egemen çocuk büyütme söylemi disiplin iken bu 1970'ü yıllarda yerini empatiye bırakır. Anneler sıklıkla birinci çocuklarını büyütürken tavsiye edilenlerle üçüncü çocuklarını büyütürken tavsiye edilenlerin ne kadar değiştiğini ve neye inanacaklarını bilmediklerini ifade ederler. Aynı durum kuşaklar arası bilgi aktarımında da söz konusu olur. Örneğin bir önceki kuşaktaki anneler mamanın anne sütünden daha iyi bir beslenme aracı olduğuna dair uzman tavsiyeleriyle çocuklarını büyütmüşken, bir sonraki kuşakta bu tavsiye yerini başka bir güçlü tavsiyeye bırakır. Uzmanlar bu sefer annelere emzirmenin hayati önemde olduğuna, hiçbir mama tarafından ikame edilemeyeceğine, çocukların bağışıklık sistemine ve anne ile olan ilişkilerine vazgeçilemez bir katkı yaptığını söylerler. Dolayısıyla yeni anne olmuş kızını elinde süt pompası sürekli süt sağarken ya da sütünü artırmaya çalışırken gören anne için bu durum anlaşılmaz hale gelecektir. Annesinin emzirme ile çabasını anlamayan yeni anne olmuş kız için ise annenin çocuk yetiştirme bilgisi bir 'spekülasyondan' ibaret olur.Sonuçta bu modeller annelere kendi annelerinin desteğinden bile yoksunlaştırıl-mış iktidarsız bir sorumluk verir ve annenin kendine olan güvenini sarsar. Çocukla olan ilişki artık anne ile çocuk arasında özel, karşılıklı belirlenen, her biri kendine özgü dinamiklere sahip olan bir formdan çıkarak her anne ve her çocuğun benzer süreçlerden geçtiği bir standartlığa kavuşur. Diğer bir deyişle her biri son derece basit olan temel günlük aktiviteler karmaşık bir standardizasyona tabii tutulur. Aslında bu tam da Rich'in sözünü ettiği anlamda annelik kurumunun annelik etme deneyiminin önünü kesmesidir. Çünkü iktidarsız bir sorumluluğa sahip olan bu anneler kural koymazlar, konulmuş kuralları uygulayıcısı haline gelirler.
YENİ ANNECİLİK:
İki binli yıllarda annelik ve Rich'in mirasıRich'in bahsettiği standartlar ve uzman tavsiyeleriyle şekillenen annelik kurumu bugün her zamankinden daha canlı. İnternet her tür uzman bilgisine annelerin kolay ulaşımını mümkün kddı. Çocuğunuza tuvalet eğitimi vermek istiyorsanız, bütün bilgiler bir tıkla önünüzde. Televizyonlarda onlarca anne-çocuk programında nasıl annelik edeceğimizi anlatıyor uzmanlar. Anne-çocuk dergileri anne-çocuk ilişkisinin her saniyesine dair bilgilerle dolu. Üstelik bu bilgiler bir önceki on yıla kıyasla küresel olarak daha standartlaşmış durumda. Örneğin Nijerya'dan Amerika'ya bütün anneler çocuklarını Arlene Eisenberg'in "Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler" kitabıyla büyütüyor. Sonra kitap devam ediyor "Çocuğunuzun ilk Yılında Sizi Neler Bekler". Serinin ilk kitabı 1980'de basıldıktan sonra sadece on yılda ve sadece Amerika'da 9 milyon kopya satmış. Bugün hangi orta sınıf yeni annenin evine giderseniz kitap sehpanın üstünde.Yeterince iyi anne olmak için her zamankinden çok şey yapmak gerekiyor. Bir anne olarak çocuğunuzla yalnız kaliteli ama çok da zaman geçirmeniz, onun her şeyi ile birebir ilgilenmeniz bekleniyor sizden. Ama aynı zamanda işinizde de başarılı olmalı ve kariyerinizin ucunu bırakmamalısınız. Hayır, bu da yetmiyor sizden sanki hiç anne olmamış gibi görünmeniz, hamileyken aldığınız kiloları hemencecik vermeniz bekleniyor. Hayır, bu da yetmiyor kadınların kocaları ile olan ilişkilerine zaman ayırmaları, sıklıkla baş başa zaman geçirmeleri gerekiyor. Bütün bunların arasında kalan kadınlar elbette bunların tamamını yapamıyor ama yapamama durumuna eşlik eden duygu ise her daim suçluluk.Örneğin neden ben şu an saat yediye gelirken evde olup üç yaşındaki kızımı yatağına yatırmam gerekirken oturmuş bu yazıyı yazıyorum. Acaba iyi bir anne miyim? Ya da bu yazıyı boş verip, eve kızıma gitsem ve son gün olan yarma yetiştirme-sem acaba iş hayatımda başarısız olmuş olur muyum? Hangisini seçmeliyim? Seçimimi yapmış bu yazıyı yazarken bile suçluluk yakamı bırakmıyor, evde babası ile oynayan kızımı on kere arıyorum. Once eve gelmeyeceğim diyorum, sonra arayıp, gelip seni ben uyutacağım diyorum. Suçluluk ve yorgunluk peşimi bırakmıyor.Susan Douglas ve Meredith Michaels iki binli yılları karakteriz eden bu yeni standart üstü annelik formuna 'yeni annecilik' (new momism) diyorlar.(14)Onlara göre yeni annecilik yeterince iyi annelik {good enough mothering) annelik için 15 gereken minimum teknik standartları ve zamanı ulaşılamayacak boyutlarda artırmış durumda. Yeni annecilik kuşağında fena olmayan bir anne sayıla-bilmek için bile, bir kadın bütün fiziksel, duygusal ve entelektüel varlığını haftanın yedi günü ve günün yirmi dört saatini çocuklarına adamalı ve onun her anından zevk almalı.(16)Douglas ve Micheals'a göre yeni annecilik hem dışarıda çalışan kadınlara hem de evde çalışan kadınlara benzer bir baskı uyguluyor. Medya ve uzmanlar tarafından sürekli pompalanan bir suçluluk ile yaşayan çalışan anneler 'süper anne' olabileceklerini her an ispatlamak zorunda kalıyorlar. Çalışıyorsanız eve gelir gelmez, üstünüzü değiştirmeden oyun oynamaya başlamalısınız. Mümkün olan her boş vaktinizi çocuğunuzla önceden planlanmış aktiviteler yaparak geçirmelisiniz.(17)Çalışmıyorsanız durum daha da kötü, çocuğunuzla herhangi bir zaman değil kaliteli zaman geçirmeli, evinizi bir tür anaokuluna çevirmelisiniz. Anne banyodan sonra bebeğine masaj yaparken, bir yandan da ona en öğretici kitapları seçiyor, organik pazardan alışveriş yapıyor.Yeni anneciliğin bir başka önemli bileşeniyse abartılmış bir güvenlik paranoyası. Bu paranoyada anneler çocuklarını sağlığı ve güvenliğinden birinci derece sorumlu hale gelirken güvenlikli ve sağlıklı olmanın tanımı da genişliyor. Tehlike her yerden gelebilir, cam dolaplardan, merdivenlerden, çekmecelerden, sokakta oynamaktan, bakıcılardan, ev tozlarından, iyi yıkanmayan çarşaflardan, fazla çikolata yemekten. Buna engel olmak için ise annelerin birer diplomasız doktor ve sertifikasız güvenlik uzmanı olması bekleniyor. Yeni annecilik miti anne-çocuk dergileri, ebeveynlik kitaplarının yanı sıra kocasını el üstünde tutan ve onunla çok sık vakit geçiren, mutfaktan çıkmadan çocuğuna yemek yapan, onunla evde olduğu her an kaliteli' zaman geçiren, son derece zayıf bir bedenle anneliğin izlerini hiç taşımayan ve bütün bunların yanı sıra televizyon programları ile kariyerine başardı bir şekilde devam eden her şeyi başarmış muhteşem anne Ebru Şallı gibi doğaüstü figürlerle destekleniyor. Anneler ona bakıp bu yeni anneliğin yapılabileceğini zannediyorlar, kamusal alanda gördüğümüz bu resimde nelerin dışarıda tutulduğunu hiç bilmeden, ya da bu resim için satın alman başka kadınların emeklerinin değerine dair hiç konuşmadan, sanki bu yokmuş gibi davranarak.Bütün bunların sonucu günümüzde annelerin tarihte eşi benzerine rastlanmayan bir suçluluk ve endişe taşıması. Bu suçluluğun en önemli yansımalarından biriyse hiç kuşkusuz tüketim alanında.Orta-üst sınıf anneler ebeveynlik endişelerini ve zaten hiç ulaşamayacakları bu ideale ulaşamadıkları için yaşadıkları endişeyi tüketim yoluyla hafifletmeye çalışıyorlar. Çalışan annelerin bütün gün çocuklarından uzak kaldıktan sonra haftanın iki-üç günü eve elleri kolları dolu olarak gelmeleri hiç de az rastlanan bir durum değil artık. Pek çok arkadaşım çalışmaya dair suçluluklarını ancak böyle dindirebildiklerini söylüyordu. Üstelik aynı standardizasyon rekabetçi bir tüketim hissini de körüklüyor. Örneğin bebekliğin suya alışmada kritik bir dönem olduğunu, sonrasında çocukların suya karşı bir korku geliştirebileceklerini duyduktan sonra, yüzme derslerine yazılmamak için oldukça dirayetli olmak gerekiyor. Ya da bebeklik döneminin müzik kulağının gelişiminde önemini okuduktan sonra müzik derslerine katılmamak için. Bir çocuğun ilerde hem piyanist, hem yüzücü, hem balerin olamayacağı düşünüldüğünde bu ürünlerin ve derslerin temel işlevi çocuktan ziyade aslında anne ve babaların birer anne ve baba olarak kendilerine güvenini arttırmak.
BİTİRİRKEN
Kendi çocuklarını 1950 ve erken 1960'larda yetiştirmiş olan Adrienne Rich kendini her daim içinde bulduğu suçluluk duygusunu şöyle ifade eder: "Annelik kurumunun görünmeyen şiddeti...suçluluk, insan hayatına dair iktidarsız bir sorumluluk, yargılamalar ve kınamalar, kendi gücünden ve yapabileceklerinden korkma, suçluluk, suçluluk... "Rich annelerin bu ruh halinden kurtulması için bir kurum olarak anneliğin yarattığı baskıya karşı, bir deneyim olarak anneliği önerir. Ama önemli olan elbette bir deneyim olarak anneliği, kurum olan anneliğin saltanatından kurtarmaktır. Annelik deneyimi annelik kurumundan bağımsızlaştığı ya da Rich'in deyimiyle kadınlar "annelik kurumunun kaçakları" olduğu oranda annelik sosyal değişimin özgürleştirici alanlarından biri haline gelebilir. (18)Bir deneyim olarak anneliği öne çıkarmak annelere annelik kurumunun vermediği aktörlük (agency), güç, otantiktik ve otonomiyi vermektir. (19)Direniş bireysel düzeyde annenin nasıl annelik yapacağına dair farklı kararlar alabilmesiyle ve var olan standartlara direnebilmesiyle olur. Bu ise ancak birbirine benzeyen kadınların bir araya gelmesi ve birbirlerini standart modellerin dışında kalarak desteklemeleriyle mümkündür. Daha toplumsal bir düzeyde değişimse ancak çocuk bakımının sosyal ve toplumsal olarak desteklenmesiyle mümkün olur. (20) (EBP/EZÖ)
KAYNAK: http://www.bianet.org/biamag/toplumsal-cinsiyet/114384-anne-ya-da-degil-annelik-etme-meselesi-uzerine
18 Mayıs 2009 Pazartesi
SONUNDA ILGIN KARDEŞ DE GELDİ !...

Günlerden Pazartesi güzel bir 11 Mayıs sabahı....
Anneler gününün hemen ertesi!..........................................................................
Evet o gün bi süprizle ani bir sancıyla geldi dünyaya ILGIN, haberini aldığımda dersteydim. Hemen koşup arkadaşımın yanına gideyim istedim ama dersimi bırakamazdım. Dersten de önemlisi kızımın beslenme ve popomis zamanı gelmişti onun işlerini halletmeliydim. Eve koştum kızımla ilgilendim ve Fatma teyzeye çorba yaptım. Sütü bol olsun çabuk gelsin diye komposto da hazırladım doğru hastanaye Ilgın bebişi görmeye gittik babamızla.Aman allahım o ne bıcır o ne küçük bişeydi öle. Sanki Melinay böle kocaman doğmuştu ben o zamanlarını hiç yaşamamıştım öle hafif öle küçük geldi ki gözüme halbuki Melinay'dan daha kilolu ve boylu doğmuştu babası öle sipariş etmişti. 3.800 kg ve 53 cm bir melek...Kızımın bir arkadaşı hatta kankası daha oldu sonunda... Dedesi, babası, annesi ve babannesi üstüne titriyolar miniş Ilgın'ın..Seni çok seviyoruz Ilgın kardeşşş çabuk büyü de oyunlar oynayalım beraber...
MELİNAY İSTANBUL'DA...
Babamızın klasik İstanbul toplantılarına ona yolda bizde eşlik etmek istedik. Hem Orçun amcayı, Burçak ve Zuhal teyzeyi hemde Saime Ananemizi görelim istedik...
Havalarda ısınmıştı bizim içinde iyi bir fırsat oldu güzel bir haftasonu kaçamağı yaptık...
Sizleri seviyoruz dostlar..
14 Mayıs 2009 Perşembe
13 Mayıs 2009 Çarşamba
EREYLİNDEYDİK....
İzmir'den Fatma Teyzemiz geldi Özde ve beni görmeye...O kadar uzun zaman olmuştu ki görüşmeyeli çok güzel oldu bu 3 gün. Mümkün olan herşeyi sığdırmaya çalıştık...(Esra ile Fatma'yı paylaşamamız dışında)
Esra teyzenin misafirlerinin olduğu gün fırsattan istifade bizde çıkıp dolaşalım dedik tabi Melinay için en uygun mekan Ereylin olduğundan soluğu orda aldık. Önce Melinay'ı doyurduk sonra o uyudu biz yedik bişeyler eski günleri anarak ne var ne yok paylaşarak....Tabi sonra Melinay uyandı Fatma teyzemizde bizi fotoğrafladı...Teşekkürler ayağına sağlık DOSTUM... 12 Nisan 2009 Pazar
ORÇUN AMCAM, BURÇAK VE ZUHAL TEYZEM GELDİ....

Evet sonunda beklenen o ağır misafirlerimiz geldi ama eksiklerdi....Burçak ve Zuhal teyzem, Orçun amcam size değil lafımız alınmayın üzerinize biz lafı ortaya koyarız alan alır üzerine :)) Neyse Gürdal dede Türkan ve Saime annaneden bahsediyoruz gelemediler minik kelebeği görmeye. Hediyeleri çok güzeldi bayıldı küçük bambam. Şimdi mamalarımızı onun üzerinde keyifle yiyoruz üzerindeki oyuncaklarıyla oynarken.
Çok teşekkür ederiz ellerinizden öperiz. (büyüyünce söz) Gerçekten özlemiştik gelebilseydiniz çok memnun olacaktık emin olun. Yaz tatilinden sonra eksikliğinizi hissetmeye başladık.Ne güzeldi o bir hafta kızımla ikinci balayımız oldu sayenizde. Bu seferlik hediye ile kandırdınz bizi ama bidahaki sefere biz yanlız sizi bekliyoruz bir balık sefasına hep beraber. Sizi çok seviyoruz...Gürdal dede, Türkan ve Saime annane, Orçun amca,Burçak ve Zuhal teyze. En kısa zamanda elinizi öpmeye geleceğiz söz..

Çok teşekkür ederiz ellerinizden öperiz. (büyüyünce söz) Gerçekten özlemiştik gelebilseydiniz çok memnun olacaktık emin olun. Yaz tatilinden sonra eksikliğinizi hissetmeye başladık.Ne güzeldi o bir hafta kızımla ikinci balayımız oldu sayenizde. Bu seferlik hediye ile kandırdınz bizi ama bidahaki sefere biz yanlız sizi bekliyoruz bir balık sefasına hep beraber. Sizi çok seviyoruz...Gürdal dede, Türkan ve Saime annane, Orçun amca,Burçak ve Zuhal teyze. En kısa zamanda elinizi öpmeye geleceğiz söz..
ALİ AMCA VE NEFİSE TEYZE BENİ ÖZLEMİŞ!...
O gün büyük halamızın günü vardı, sabahtan mamalar hazırlandı sonra misafirler gelince bizde süslenip halamıza indik.Mamalarımızı yiyip biraz kendimizi sevdirdikten sonra kızımın uykusu gelip huysuzlaşınca tekrar eve çıktık. Öğleden sonra hava serin diye babamız bizi gezmeye götürmemişti. Bizde evde kızım
la hoş vakit geçirmeye çalışıyorduk ki telefon çaldı arayan Ali amca ve Nefise teyzeydi. Ereğli'ye gelmiş Melinay'ı da özledikleri için görmek istemişlerdi. Bizde buyrun ne demek bizde sizleri çok özledik zaten dedik. Nefise teyze sağolsun gelirken ilk etapta gördüğünde ne kadar hoş tepki vermesede kızıma bir el kuklası getirmiş. Ama merak etmeyin şuan onu çok seviyor alıştı artık. Sonra Özgür amca ve Fatma Teyzede geldiler, mamalar yedik çay içtik halamızdan sağolsun. Dostlarla güzel bir akşamdı, ayaklarınıza sağlık...19 Mart 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












